Ehlibeyt’in Fatimesi (selamullahi aleyha)

Allah-u Teala, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih)’e; “Sana bol hayırlar vereceğiz” buyurarak O’nu müjdeledi. Düşmanlara cevap olarak da “Kevser” suresini göndererek şöyle buyurdu: “Şüphesiz biz sana Kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.” [1]

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih), Allah’ın vaadinin kesin olduğuna ve bütün hayırların kaynağı olacak tertemiz ve bereketli neslin kendisinden vücuda geleceğine kesin olarak inanıyordu. Allah’ın vaadi Hz. Fatıma’nın dünyaya gelmesiyle gerçekleşti ve dünyanın ufukları onun veladet nuruyla aydınlığa kavuştu. Allah-u Teala, kadının değerini bütün aleme göstermek istediğinden dolayı Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih)’in tertemiz neslini, O Hazretin kızının vücudunda karar kıldı ve İslam dininin imam ve önderlerinin Hz. Fatıma’nın soyundan vücuda gelmesini takdir etti.


[1] – Kevser suresi.

İman ve İbadeti

Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih), Fatıma (selamullahi aleyha) hakkında şöyle buyuruyordu:

“Allah-u Teala, kızım Fatıma’nın (selamullahi aleyha) kalp ve azalarını, imanla öyle doldurmuştur ki, Allah’ın itaati için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır.” [1]

İmam Hasan (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur:

“Dünyada annem Fatıma’dan (selamullahi aleyha) daha abide bir kimse yoktu. Allah’a ibadet etmede o kadar ayak üstü dururdu ki, ayakları şişerdi.” [2]

Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle buyuruyordu:

“Kızım Fatıma (selamullahi aleyha) alemdeki kadınların en üstünüdür, bedenimin bir parçasıdır, gözümüz nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi onun nuru da gökteki meleklere nur saçmaktadır. Allah meleklerine şöyle buyuruyor: “Ey meleklerim, cariyelerimin en üstünü olan cariyem Fatıma’ya bakın, (bakın görün) nasıl karşımda namaz için ayağa kalkmıştır, benim korkumdan bedeninin azaları titriyor, kalbiyle bana ibadete yönelmiştir. Ey melekler şahit olun ki ben, Fatıma’nın şiilerini cehennem ateşinden amanda kıldım.” [3]


[1] – Bihar’ul- Envar, c. 43, s. 46.

[2] – a.g.e. s. 76.

[3] – a.g.e. s. 172.

Bağış ve Cömertliği

Cabir bin Abdullah-i Ensarî şöyle diyor:

Bir gün ikindi namazını Hz. Peygamber’le (sallallahu aleyhi ve alih) birlikte kıldık. Aniden eski bir elbise giymiş olan yaşlı ve güçsüz bir adam Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih)’in huzuruna geldi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) ona dönüp halini sordu. Cevaben şöyle dedi: “Ya Resulellah (sallallahu aleyhi ve alih), acım beni doyur, çıplağım bana bir elbise ver, fakirim bana bir şey bağışla.”

Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) buyurdular ki: “Benim şimdi sana verecek bir şeyim yoktur. Ama bir hayra kılavuzluk yapan, o işi yapan kimse gibidir. Öyle bir kimsenin evine git ki, Allah ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever ve Allah’ı kendisine tercih eder. Git kızım Fatıma’nın evine, umarım sana yardımda bulunur.”

Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) daha sonra Bilal’a şöyle buyurdu: “Ya Bilal! Kalk bu güçsüz kişiye Fatıma’nın evini göster.”

A’rabi kişi Bilal’la birlikte Hz. Fatıma’nın evine gittiler, eve vardıklarında ihtiyar adam yüksek sesle şöyle dedi: “Ey nübüvvet ailesi ve meleklerin nazil olduğu merkez, selamun aleykum” Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) cevaben: “Aleyk’es selam, sen kimsin?” diye buyurdu. Fakir adam şöyle dedi: “Ben fakir birisiyim, babanın huzuruna gittim beni size gönderdi. Ey Peygamber’in kızı, açım beni doyurun, çıplağım beni örtün (bana bir giysi verin), fakirim bana bir şey bağışlayın.”

Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) evinde yiyecek bir şey olmadığından, Hasan ve Hüseyin’in (selamullahi aleyha) üzerinde yattıkları bir koyun postunu o fakir adama verdi, fakir adam şöyle dedi: “Ey Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) kızı, ben açlıktan sana şikayet ettim, sen ise bir koyun postunu bana verdin, aç olduğum halde onu ne yapacağım!”

Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) bunu duyunca, amcası kızının ona hediye etmiş olduğu gerdanlığı o adama bağışlayarak şöyle buyurdu: “Al bunu sat ve kendi ihtiyacını karşıla, umulur ki Allah ondan daha hayırlısını sana verir.”

Fakir adam onu alıp Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alih) huzuruna gitti ve macerayı O’na anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) duygulanıp ağladı ve şöyle buyurdu: “Gerdanlığı sat, umulur ki Allah Teala kızımın bağışı bereketiyle sana bir genişlik verir.”

Bu gerdanlık çok bereketli oldu. Onunla bir köle özgürlüğe kavuştu, bir aç doydu, bir fakir müstağni oldu ve tekrar sahibine geri döndü.[1] Hikayesi çok uzun olduğundan dolayı biz onun özetini naklettik.


[1] – a.g.e. s. 56.

Duanın İsticabet Vaktini Gözetmesi

Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) buyurmuştur ki:

“Ben, Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih)’den şöyle buyurduğunu duydum: “Cuma günü öyle bir saat vardır ki, kim onu gözetler de o anda Allah’tan hayır dilerse, Allah-u Teala istediği şeyi ona bağışlar… O vakit, güneşin yarısının battığı andır.”

Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) hizmetçisine şöyle buyuruyordu: “Git tepenin üzerine çık, güneşin yarısının battığını gördüğünde dua etmem için bana haber ver.” [1]


[1] – Meani’l- Ahbar, s. 399.

Topraktan Olan Tesbihi

İmam Sadık (selamullahi aleyha) buyurmuştur ki:

“Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih)’in kızı Fatıma (selamullahi aleyha)’ın tesbihi, tekbirler (34) sayısınca düğümlenen bir yün ipinden ibaretti. Hz. Fatıma (selamullahi aleyha), Hz. Hamza (aleyhisselam) şehit oluncaya dek bu ipi elinde döndürerek tekbir ve tesbih diyordu. Hz. Hamza (aleyhisselam) şehit olduktan sonra onun kabrinin toprağından bir tesbih yaptı. Artık ondan sonra tespih yapmak halk arasında yaygınlaştı.” [1]


[1] – Vesail’uş- Şia, c. 4, s. 1033.

Doğruluk ve Sadakati

Aişe diyor ki:

“Fatıma’dan (selamullahi aleyha) -babası hariç- daha doğru konuşan ve daha sadakatli olan bir kimse görmedim.”[1]


[1] – Menakıb, c. 3, s. 341.

Geceleyin Defnedilmesi

Hz. Fatıma (selamullahi aleyha), mücadelesinin kıyamete kadar sürmesi için Hz. Ali’ye (aleyhisselam) şöyle vasiyet etti: “Beni geceleyin kefenle ve gizli olarak toprağa ver. Kaburga kemiklerimi kıran, çocuğumun düşmesine sebep olan ve malıma el koyan kimselerin cenazemin başında durmalarını istemem; kabrim de bilinmesin!”

Hz. Ali de Fatıma (selamullahi aleyha)’ın vasiyeti üzerine onu geceleyin defnedip kabrini yerle bir etti. Kabri tanınmamasın diye de kırk tane sembolik kabir yaptı![1]


[1] – Delail’ul- İmamet. Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 3, s. 36.

Bir yanıt yaz:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.