Hilal Görülme Meselesi – Ruyet-i Hilal

2023 yılı için Ayetullah Beşir Necefi ve Ayetullah Sened için Ramazan Bayramı 20 Nisan gecesi sabit olmuştur. 2 taklit Merci için Ramazan Bayramı 21 Nisan Cuma günüdür. Ve sadece kendi mukallitlerine bayramdır. Ayetullah Xoi’de kalanlarda bu iki muctehide göre bayram edebilir. Diğer müçtehitler (Ayetullah Hamanei,  Sistani, Mekarim Şirazi, Horasani vd.) için Ramazan Bayramı 22 Nisan 2023 Cumartesi günü olarak ilan edilmiştir.

2022 yılı için Ayetullah Beşir necefi ve Ayetullah Sened için Ramazan Bayramı 1 Mayıs gecesi sabit olmuştur. 2 taklit Merci için Ramazan Bayramı 2 Mayıs Pazartesi günüdür. Ve sadece kendi mukallitlerini bağlar. Ayetullah Xoi’de kalanlarda bu iki muctehide göre bayram edebilir. Diğer müçtehitler (Ayetullah Hamanei,  Sistani, Mekarim Şirazi, Horasani ved.) için Ramazan Bayramı 3 Mayıs 2022 Salı günü olarak ilan edilmiştir.

2021 yılında ise Seyyid Sistani bayram değil demiş diğre tüm ulema bayram ilan etmiş idi.

Bu makalede Ruyet-i Hilal Konusu, Ramazan ayının 29 gün ve ya 30 gün mü olur? Ve Müçtehidlerin ayın ilk gününün belirlenmesinde ki fetvaları ve örnekleme yer almaktadır.

HİLALİN GÖRÜLME KRİTERİNE GÖRE SONUÇ DEĞİŞİR

Ramazan Bayramı gününde farklılıklar meydana gelebilmektedir. Bunun özelde bazı için Hilal’in teleskop yardımı ile görülmesinin yeterli olmasıdır. Bazı ulemanın ise Hilal’in görülmesi için esas şartın çıplak göz olmasındandır. Bundan dolayı bazen aynı ülke içerisinde, aynı şehirde hatta aynı evde bile farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Bu iki büyük farkın yanında bir de ufuk meselesi vardır. Bazı ulema bölgesel hilal görülmesini esas alırken bazı ulema ise tam tersi dünyanın herhangi bir yerinde hilal görülmesini esas almaktadır. Bu sebepten İslam dünyasında Bayram gününün tespiti farklı olmaktadır.

AYIN sabit olmasının birkaç metodu mevcuttur.

Buna bağlı olarak güvenilir bir şahsın, bir alimin hilali gördüm demesi güven hasıl olduğu hallerde yeni ay da bizler için de sabit olur. Ancak şöyle bir detay mevcuttur. Hilali gördüm diyen şahsın hangi kriterlere göre gördüğü önem arz etmektedir. Yani teleskobu hüccet bilen birinin sözü teleskobu hüccet bilen birini takip edene hüccet olacaktır. Gözle görmeyi esas bilenler için bağlayıcı olmayacaktır.

Yani Şevval hilalini teleskopla görmüş olan bir şahsın ben hilali gördüm demesi ile çıplak gözle hilali gören şahsın ben hilali gördüm demesinden farklıdır.

Bilimsel olarak Hilal’in teleskopla görülmesi Çıplak gözle görünmesinden önce olabilmektedir. Bu durumda bir grup ulema gözle görmeye esas alarak hilali sabit olmadı dediğinde bir başka grup ulema ise teleskop ile hilalin tespit ettiği için hilal sabit olduğu şeklinde hüküm verebilmektedir. İşte burada güvenilir şahıs konusunda bazı tereddütler ortaya çıkmaktadır. Ancak konunun detayına inildiğinde söyleyen şahsın sözüne değil söyleyen şahsın neyi kriter aldığına bakıldığında fark anlaşılmaktadır.

Bizler bu ramazanda bayram için tabi olduğumuz ulemanın hükmünü beklemeliyiz. İçtihat farklılığından dolayı yani ayın görülme kriterlerinin farklılığından dolayı hüküm de farklı olabilir. Bundan dolayı bu konu önemli bir konudur.

Ayrıca ülkemizde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da ayı görmek kriteri Şia iki katına göre biraz farklılık göstermektedir. Şöyle ki dünyanın herhangi bir yerinde ayın teleskobik olarak gözükmesi bile kabul görmektedir. Şia mektebinde ise birkaç muçtehid dışında genel anlamda ufukların ortak olma esası vardır. Yani birbirine yakın ülkelerde hilalin doğmuş olması o ve civarı ülkeleri bağlamaktadır.

Sizlerde bulunduğunuz yerde gün batımında Güneş’in battığı yön de hilal gözlem çalışmaları yapabilir Her ayın başını takip edebilirsiniz. (Aslında her bireyin vazifesidir. Bazen bir ülkenin doğuşu ve batısında bile 1 gün fark olabilmektedir.)

En çok aklı karıştıran soru şöyledir. Ayetullah Sistani, Ayetullah Hamanei ve diğer müçtehidleri adil görmüyor mu?

İki adil erkeğin gece hilâli gördüklerini söylemeleri ile ay sabit olur. Peki örneğin büyük taklid mercii Ayetullah Hamanei ve onunla birlikte birçok müçtehid bayram ilan etmiş iken nasıl olur da Ayetullah Sistani bayram ilan etmez. Ki hükümde iki adil şahsın hilali gördük demesi yeterlidir.

Burada en önemli ve anlaşılması hayati olan mesele müçtehidlerin birbirilerine güvenmemesi konusu değildir. Ayetullah Sistani ile Ayetullah Hamanei’nin hilali görme kriterleri arasındaki farklardan kaynaklanmaktadır. Şöyle örnekleyecek olursak;

Bizler bir köyde yaşayan bir toplum olsaydık ve köyümüzün güvenilir sayılan iki erkek şahsı Ramazan ve ya Şaban ayının son akşamı gökyüzünde gün batımında hilali gökyüzüne baktığımızda gözlerimizle (çıplak göz) gördük demesi ile onların sözüne itibar edip yeni ayın başladığını kabul edebilirdik. Elbette burdaki dikkat edilmesi husus şu ki köyde teleskop yok ve hilali gördüm diyen iki şahısta çıplak gözle görmüştür.

Bu örneği birde şöyle verebiliriz, dört adil ve güvenilir şahıslar olan Ali, Mahmut, Ahmet ile Mehmet köyde ayın son akşamı hilali gözlemlemekteler. Ancak Mehmet ile Ahmet bir teleskop yardımı ile bunu yapmaktadır. O akşam yapılan gözlemler neticesinde teleskop ile ayı gören Mehmet ile Ahmet hilali gördüklerini söylerler. Ancak Ali ile Mahmut o akşam göremediklerini ve 1 gün sonra yeni ayın sabit  olacağını söylerler.

Bu örnekte olduğu gibi 4 adil kişinin 2’si teleskop ile görmesinden bir farklılık meydana gelmiştir. Ayetullah Sistani ve bazı diğer müçtehidlere tabi olan Ali ile Mahmut çıplak gözle hilali göremediği için ayın 1 gün sonra sabit olacağını söylemiş, Ayetullah Hamanei ve diğer bazı müçtehilerin teleskop ile görmenin ayın ilk günü olmasına deilildir demesinden ötürü yeni ayın başladığını söylemişlerdir. Güvenilir şahısların hepsi doğru söyleyen ve emin kişilerdir. Ancak müçtehidlerin konuya bakışı ve takip ettiği metod farkından dolayı ayın ilk günün sabit olması meselesi de farklılık göstermektedir. Yani 4 şahısta doğru söylemiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken şey hilalin çıplak gözle görülmesini esas alan müçtehide tabi olan birinin, teleskop ile görmek yeterlidir diyen bir müçtehide tabi olması bu konuda mümkün olamaz. Ancak şöyle bir durum olursa teleskopla görülen yerde güvenilir kişiler kesinlikle çıplak gözle de görüldü/gördük diye şahitlik ederlerse o zaman tabi olunabilir.

Çıplak gözle görülme meselesinde, teleskop ile gördüm diyenin sözü bu konuda bağlayıcı olmayacaktır.

RAMAZAN AYI KAÇ GÜN SÜRER?

Ramazan ayını diğer aylar gibi 29 ya da 30 gün olabilceğine delil olacak çok sayıda hadisler mevcuttur. Bunlardan bazılarını beyni uyuşmamış bilgiye açık olan muminlere arz etmeyi kendimize vazife bilmekteyiz. Ümit ederiz ki hakikate doğru yol alanlardan olalım…

“Hilalı görünce orucunu aç” hadisleri;

“Vesailuş-Şia ile Tahsili Mesailiş-Şeria” Kitabının 7. Cildi (20 Ciltlik eserdir) 182. sayfasında Şeyh Hürr Amili “Ramazan ve diğer ayların alemeti hilali görmektir. Oruç tutmak hilalin görünmediği ve ya (Şaban ayından) 30 gün geçmediği takdirde vacip olamz ve orucu açmak (fıtır günü) hilalin görünmediği ve ya (Ramazan ayından) 30 gün geçmediği takdirde vacip olmaz…” adlı bir fasıl(bab) ayırmıştır. Aynı bab içerisinde zikrolunan bazı hadisleri kitapta olduğu numaralar ile yazıyoruz:

1-Halebi İmam Sadık aleyhisselam’dan nakleder: İmam aleyhisselam’dan hilal hakkında sordular. İmam aleyhisselam buyurdular: Diğer ayların hilali gibidir. (Ramazan ayının) Hilali(ni) görünce oruç tut.(Şevval ayının) Hilali(ni) görünce ise oruç aç (fıtr bayramını yap). Şeyh Mufid bu hadisi “MUGNİE” kitabında Hemmad b. Osman’dan nakletmiştir.

2-Muhammed B. Muslim İmam Muhammed Baqır aleyhisselam’dan nakletmiştir. İmam aleyhisselam şöyle buyurmuştur: Hilali görünce oruç tut.(Şevval ayının) Hilali(ni) görünce ise oruç aç (fıtr bayramını yap).(Orucu tutmak ve açmak) Rey(görüş) ve zanla olmaz. Yalnız hilali görmekle olur. Bu hadisi Kuleyni başka senetle, Şeyh Saduk Muhammed B. Muslime ulaşan senetle, Şeyh Mufid Bin Ebu Umeyrden nakletmişlerdir.

3-Zeyd Eş-Şehham İmam Sadık aleyhisselam’dan hilal konusunda sorulduğunda İmam aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu nakleder: Diğer ayların hilali gibidir.  (Ramazan ayının) Hilali(ni) görünce oruç tut.(Şevval ayının) Hilali(ni) görünce ise oruç aç (fıtr bayramını yap).

5-Muhammed Bin Fuzeyl İmam Rıza aleyhisselam’dan şöyle nakletmiştir:  (Hilali) görmekle oruç tutun (Hilali) görmekle oruç açın (fıtr bayramını yap).

Hadislerin sayısı çoktur(28 hadis vardır). Bu bir kaç hadisin akıl sahipleri için yeterli olduğu kanısındayız. Tatmin olmayanlar belirtilen babı okuyabilirler.

Açıklama:

Hadislere dikkat edilirse ayların tamamının başlangıcı hilal esaslıdır. Yani Ramazan hilali görünmeden o aya başlamak mümkün olmadığı gibi, bazı sebeplerden de görülmez ise Şbana ayının 30 gün olması esasına göre hesap edilmektedir. Yine Bayramda da Şevval hilali ya da Ramazan ayının  üstünden 30 gün geçmesi esası vardır. Hadislerin bize verdiği mesaj hilal kuralını dikkatli takip etmektir. Burada akla şu soru takılabilir Ramazan o zaman 30 gündür. Peki bu böyle midir?

“Ramazan ayı diğer aylar gibi nakis(kesik-eksik) olabilir şeklinde gelen hadisler:

“Vesail” kitabının 7. cilt sayfa 191. sayfasında bu başlıkta bir bab mevcuttur. “Ramazanın 29 gün olabileceğinin mümkünlüğü, Eğer hilal görülmez(görünmez) ise (Ramazanı) 30 gün tamamlamanın vacipliği” Bu konuda Şeyh çok sayıda hadis nakletmiştir. Onlardan bazılarını kitapta olduğu numaralara göre hizmetinize sunmaya çalıştık:

21-İmam Sadık aleyhisselam’dan sordular: Bir kişi, 29 gün oruç tutup sonra (Şevval ayının) hilali(ni) görünce fıtır bayramını yapmıştır.(Başta Ramazanın) hilali(ni) gördüğünde de oruç tutmuştu. Şimdi bu şahıs bir gün kaza etmeli midir? İmam buyurdu: Emirel Muminin aleyhisselam buyurmuştur:”Hayır.(kaza etmemelidir)! Eğer iki adil şahı gelip derse ki, biz (Ramazanın evvelinde hilali) bir gece (senden) önce gördük, yalnız bu halde kaza etmelidir.

17-Ubeydullah Bin Ali Halebi İmam Sadık aleyhisselam’a arz etti: Eğer Ramazan ayı 29 gün olursa, bir gün kaza edilmeli midir? İmam aleyhisselam cevaben:”Hayır! Yalnız adillerin deilil (iki ya da daha fazla adil) şahitlik ederse(kaza edilmelidir.).Yani eğer, adiller hilali(Ramazan hilaline) bir gün önce gördüklerini söyleseler o bir gün kaza edilmelidir.

Dikkat: 21 ve 17. hadislere aynı manada olan diğer hadislerde vardır. Örneğin: 4,5,9,13,14,19 ve 20. hadisler.

Dikkat: Hadislerden çıkan mana şudur: Bir şahıs Şaban ayının sonunda Ramazan hilalini görür ve oruç tutmaya başlar. 29 gün oruç tuttuktan sonra Şevval ayının hilalini görür. Ramazanda tuttuğu oruçların sayısı 29 olduğu için şüpheye düşer, acaba benim Şabanın sonunda gördüğüm hilal iki günlük mü diye. Yani ben oruca bir gün geç mi başladım? Bu sebepten ötürü İmam aleyhisselam’a sorar ve der ki bir gün kaza etmeli miyim? İmam aleyhisselam cevaben buyurur ki: eğer iki adil şahıs sana dese ki, biz senden 1 gün önce ramazan hilalini görmüştük, o zaman bir gün kaza tutmalısın. Çünkü adillerin hilali görmesiyle Ramazanın biri sabit olmuş olur.

Sonuç: Aynı şahı bir gün geç oruç tuttuğu için geceiktirdiği günü kaza etmelidir. Yok, eğer ki adil olan şahıslar böyle bir şey söylemezler ise bu durumda kazaya gerek yoktur. Bu demek oluyor ki şahsın tuttuğu 29 gün oruç sahihtir ve Ramazan ayı 29 gündür. Hatta 14. hadiste İmam aleyhisselam buyurmuştur ki: Ben de böyle etmişim ve kaza etmemişim. Yani 29 gün oruç tutmuşum.

Aynı bab’tan diğer hadislere de göz atacak olursak;

1-Muhammed B. Muslim İmam  aleyhisselam’dan nakleder: Ramazan ayı da diğer aylar gibi nakis(kesik-eksik) olabilir. Eğer 29 gün oruç tutarsan, sonra hava bulutlu olursa (ki hilali göremezsen) orucunu 30 günle tamamla.

3-Hemmad B. Osman İmam Sadık aleyhisselam’dan şöyle nakleder: Ramazan ayı da diğer aylar gibi Nakis(kesik-eksik) olabilir(29 gün)

6- İmam Sadık aleyhisselam şöyle buyurmuştur: Ramazan orucu hilali görmekledir, zan ile değil. Ramazan ayı bazen 29, bazen de 30 gün olabilir. O da diğer ayla gibi nakis olabilir.

22-Yakub El Ahmer rivayet eder, İmam Sadık aleyhisselam’a sordum: Ramazan ayı her zaman tam mıdır?(30 gün) İmam alaeyhisselam buyurdular: Hayır! Diğer aylar gibidir. (29 ya da 30 anlamında)

Not: Aynı fasılda bu manda diğer hadislerde vardır. Ayrıca Şeyh Tusi bu tür hadislere Tavatürdür demekte ve Tevatür olan hadisler insana eminlik vermektedir.

Ramzanın her zaman 30 gün olduğunu beyan eden hadislerde mevcuttur:

Bu tür hadislerin geneli şazz hadislerden oluşmaktadır. Şazz hadisler zayıf hadislerdir. Şazz hadi kelime olarak az nakledilen, itibar edilmeyen hadislere verilen addır. Bu hadisler genelde bir kişiden nakledilen hadislerdir. Meşhur olan hadislerin zıttınadır.

Mesala konumuz ile ilgili hadislerin birisi Furuu kafide şöyle geçmektedir. “Ashaptan bazılarının şöyle dediği geçer Şaban ayı tam olmaz,Ramazan ayı da eksik olmaz.” Ancak bu tür hadislerde sadece hadisi kitabına alan fakih güvenilirdir. Öncesi olmayan hadislerdir. Kimden rivayet edildiği bile kesin değildir. Bunun yanında diğer sahih hadislere bunu tercih etmek dine zulümden başka bir şey olmaz. Bir kaç hadis ile din inşa eden yeni gruplar esasen Allah’ın lanetine daha yakındırlar. Çünkü İmam Ali aleyhisselam şöyle buyurmuştur:

“İlimsiz fetva verene rahmet ve azap melekleri lanet okur.(Usul Kafi,Cilt 1)

Şeyh Hürr Amili “VESAİL” kitabında yukarıda adları geçen babda bir kaç hadis nakletmektedir. Yazının amaçtan öteye geçmemesi için numarası ile 1 hadis yazmayı yeterli bulmaktayız.

27-İmam Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğu geçmektedir: “Ramazan ayı 30 gündür! And olsun Allah’a naki(kesik-eksik) olmaz.(29 gün olmaz)”

Şeyh Hürr Amili bu manada olan hadisleri yazdıktan sonra kitabının 196. ve 198. sayfalarında bu hadislerin muhtelif sebeplere göre kabul edilemez olduğunu kaydetmiştir. Yazının uzamaması için eklemeye gerek görmedik. dileyenler adı geçen kaynaktan okuyabilirler.

Bu tür hadislerde ki görüşü  zahiren Şeyh Saduk kabul etmiştir(Ramazan 29 olamayacağı). Ancak şöyle demek mümkün ki, bütün fakihlerimiz (ister eski, ister ardı sıra gelenler) bu görüşe itiraz etmiş ve kendi kitaplarında bunun kabul edilemez olduğunu farklı deliller ile yazmışlardır. Mesela, Muhaddis El Behrani “El Hedaigu en Nazire” kitabının 13. Cildinin 279. sayfasından itibaren bu görüşün cevabı konusunda uzun bir açıklama yapmıştır. Merak edenler alimleri aracılığı ile bu konuya ulaşabilirler.

Biz ise cevap niteliğinde, Şeyh Tusi’nin cevabını yazmakla yeterli olacağı görüşündeyiz.

Şeyhin bu sözleri “El Hedaig” kitabının 13. cildinin 279. sayfasındandır.

“Şeyh Tusi diyor ki: Bu haberlere bir kaç sebepten dolayı amel etmek caiz değildir.

1-Kadim kaynaklarda bu haberlerin metni yoktu. Yalnız bazı ŞAZZ haberlerde vardır.

2-Huzeyfe B. Mansurun kitabında bu tür haberler yoktur. Halbuki o kitap meşhur bir kitaptır. Eğer Huzeyfeden nakl edilen hadisler sahih olsaydı, bu kitapta yer alırdı.

3-Bu hadislerin sözleri ihtilaflı, manaları karışıktır. Çünkü kah hadis İmam aleyhisselam’dan vasıtasız  kah vasıta ile nakledilmiştir. Ya da ravi bunu kendi fetvası gibi demiş ve isnadsız yazmıştır.

4-Eğer yukarıda dediklerimiz kabul edilse bile, bu haberler vahiddir. İlm (eminlik) ve amele sebep olmaz.(Yani bu hadislere amel caiz değil.Çünkü eminlik vermiyor). Aynı şekilde vahid haberin Kuranın zahiri ve mütevatir haberlere ters düşmesi de mümkün değil.(Red. Yani çok sayıda hadislere aykırı olma güçleri yoktur ki, ihtilaflı hadisler kuralı uygulama yapılsın. Çünkü bu kurallar aynı güçlü delillerin olduğu halde uygulanır. Fakat bu hadisler ise diğer hadislerle aynı yürürlükte değildir)

SONUÇ: Aziz okuyucu! Gördüğünüz gibi, sünnette kat (güvence) getiren hadisler Ramazan ayının 29 gün olabileceğini söyler. Aksini söyleyen hadisler ise geçerli değildir. Bu nedenle, bu hadisleri kabul edemeyiz.

Bir hadis ile din inşa edenler! iyi olur ki, halkı saptırmak gibi çirkin emellerinden vazgeçip topluma fayda verebilen işlerle meşgul olun. Kur’an ve sünneti hüküm çıkarmak için yetkiyi bunlara bıraksak, ne din kalırdı ne de ki ŞİA !!

Müçtehidlerin Görüşüne Göre Ayın İlk Gününün Belirlenmesi:

Ayetullah Sistani:

1701- Ayın ilk günü, dört yolla tespit edilir:

1) Bizzat insanın kendisinin hilâli görmesi ile.

2) Sözleri yakîn ve itminan sağlayacak bir gurubun ayı gördük demesiyle veya herhangi bir şeyle insana yakin hasıl olmasıyla veya aklan-i bir yolla güven hasıl olmasıyla.

3) İki adil erkeğin gece hilâli gördüklerini söylemeleri ile. Ancak hilâlin vasfı konusunda farklı haber verirlerse ayın ilk günü tespit edilmiş olmaz. Aynı şekilde insan onların yanlışlarına emin olursa veya onların şahadetinin aksine delil veya delil hükmünde bir şey olursa, örneğin şehrin halkının çoğunun hilali görmek için baktıkları halde iki adil şahısın dışında kimse ayı gördüğünü söylemezse veya kalabalık bir grup ayı görmek için baktıkları halde, onların içerisinde iki adil kişi ayı gördüklerini iddia ederse, oysa ayın yerini bilmek, keskin görmek ve diğer özelliklerde birinci iki adil kişi gibi olan iki ayrı adil kişi onların arasında bulunmasına, hava saf ve o iki kişinin görmesini engelleyecek bir şey de olmamasına rağmen diğerleri görmezse, bu gibi yerlerde ayın ilk günü iki adil kişinin şahadetiyle sabit olmaz.

4) Şaban ayından otuz günün geçmesi ile. Şabandan otuz gün geçince, ramazan ayının ilk günü sabit olur. Yine, ramazan ayından otuz günün geçmesiyle de şevval ayının ilk günü sabit olur.

1702- Şer’î hâkim hükmetmesiyle ayın ilk günü sabit olmaz. Ama onun hükmünden veya onun için sabit olmasından ayın görüldüğüne güven hasıl olursa, sabit olur.

1703-
Ayın ilk günü, müneccimin sözü ile sabit olmaz. Ancak, insan onun sözü ile ayın ilk günü olduğuna yakin ederse, ona göre amel etmelidir.

Ayetullah Vahid Horasani

1378- Ayın ilk günü, dört yolla tespit edilir:

1) Bizzat insanın kendisinin hilâli görmesi ile.

2) Sözleri yakîn ve itminan sağlayacak bir gurubun ayı gördük demesiyle veya herhangi bir şeyle insana yakin hasıl olmasıyla veya aklan-i bir yolla güven hasıl olmasıyla.

3) İki adil erkeğin gece hilâli gördüklerini söylemeleri ile. Ancak hilâlin vasfı konusunda farklı haber verirlerse ayın ilk günü tespit edilmiş olmaz. Aynı şekilde insan onların yanlışlarına emin olursa veya onların şahadetinin aksine delil veya delil hükmünde bir şey olursa, örneğin şehrin halkının çoğunun hilali görmek için baktıkları halde iki adil şahısın dışında kimse ayı gördüğünü söylemezse veya kalabalık bir grup ayı görmek için baktıkları halde, onların içerisinde iki adil kişi ayı gördüklerini iddia ederse, oysa ayın yerini bilmek, keskin görmek ve diğer özelliklerde birinci iki adil kişi gibi olan iki ayrı adil kişi onların arasında bulunmasına, hava saf ve o iki kişinin görmesini engelleyecek bir şey de olmamasına rağmen diğerleri görmezse, bu gibi yerlerde ayın ilk günü iki adil kişinin şahadetiyle sabit olmaz.

4) Şaban ayından otuz günün geçmesi ile. Şabandan otuz gün geçince, ramazan ayının ilk günü sabit olur. Yine, ramazan ayından otuz günün geçmesiyle de şevval ayının ilk günü sabit olur.

1739- Şer’î hâkim hükmetmesiyle ayın ilk günü sabit olması işkallidir.(sabit olmaz)

1740- Ayın ilk günü, müneccimin(astronomi) sözü ile sabit olmaz. Ancak, insan onun sözü ile ayın ilk günü olduğuna yakin ederse, ona göre amel etmelidir.

Ayetullah Humeyni , Hamanei:

1730- Kamerî aylarının ilk günü, beş şeyle tespit edilir:

1) Bizzat insanın kendisinin hilâli görmesi ile.

2) Sözleri yakîn=kesin bilgi getirecek büyük bir topluluğun, hilâli gördüklerini söylemeleri veya herhangi bir şeyle insana yakin gelmesi ile.

3) İki adil erkeğin gece hilâli gördüklerini söylemeleri ile. Ancak hilâlin vasfı konusunda farklı haber verirler veya hilâlin iç kısmının ufka doğru olması gibi gerçeğe aykırı bir şekilde şahadette bulunurlarsa, ayın ilk günü tespit edilmiş olmaz. Ama eğer hilâlin bazı özelliklerinin tespitinde ihtilafa düşerlerse, örneğin biri hilâlin yüksek olduğunu, diğeri ise yüksek olmadığını haber verirse, o iki adilin sözüyle ayın ilk günü sabit olur.

4) Şaban ayından otuz günün geçmesi ile. Şabandan otuz gün geçince, ramazan ayının ilki sabit olur. Yine, ramazan ayından otuz günün geçmesiyle de şevval ayının ilki sabit olur.

5) Şer’î hâkimin, ayın ilk günü olduğuna hükmetmesi ile.

Ayetullah Erdebili:

1812- Kamerî ayın ilk günü, beş yolla tespit edilir:

1) Bizzat insanın kendisinin hilâli görmesiyle.

2) Sözlerinden insana yakin veya güven gelecek olan bir topluluğun, hilâli gördüklerini söylemeleriyle veya insana yakin veya güven verecek olan başka herhangi bir yolla.

3) İki adil erkeğin gece hilâli gördüklerini söylemeleriyle. Ancak hilâlin vasfı konusunda farklı şeyler söylerler veya hilâlin iç kısmının ufka doğru olması gibi gerçeğe aykırı bir şehadette bulunurlarsa, ayın ilk günü sabit olmaz. Fakat hilâlin bazı özelliklerinin tespitinde ihtilâ­fa düşerlerse, örneğin biri hilâlin yüksek olduğunu, diğeri ise yüksek olmadığını haber verirlerse, onların sözüyle ayın ilk günü sabit olur.

4) Önceki aydan otuz günün geçmesiyle. Örneğin, şaban ayından otuz gün geçmesiyle ramazan ayının ilk günü sabit olur; ramazan ayından otuz gün geçmesiyle de şevval ayının ilk günü sabit olur.

5) Şer’î hâkimin ayın ilk günü olduğuna hükmetmesiyle.

1816- Ayın ilk gününün tespiti için hilâlin normal gözle görülmesi gerekmez; dürbün, teleskop gibi araçlarla da görülmesi yeterlidir; hatta herhangi bir yoldan ayın güneş battıktan sonra bölgenin ufkunda var olduğuna dair yakin veya güven hâsıl olursa, yeterlidir.

________________________________

2012 yılı Ayetullah Sistani’nin Ramazan ve Hilal Hakkındaki Açıklamaları:

Ayetullah Sistani, Hilal tespiti ve bayram konusunda uyardı

SHAFAQNA – Ayetullah Sistani kendisine, hilalin tespiti ve Ramazan bayramının ihtilaf konusu edilmesi ile ilgili endişelerini bildiren Avrupa’nın seçkin alimlerine; dini mercilerin görüş farklılıklarının doğal olduğunu, herkesin rahat bir şekilde kendi taklit merciinin görüşüne göre amel edebileceğini ve müminleri de bu konudaki “görüş farklılıklarını kabullenme” kültürüne ulaştırmak için çaba sarf etmelerini istedi. Ayetullah Sistani’nin bürosu tarafından Shafaqna’ya gönderilen, soruyu ve Ayetullah Sistani’nin cevabını yayınlıyoruz:

Soru:

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Mektebin Büyük Taklit Mercii Ayetullah Uzma Seyyid Sistani Hazretlerine (Bereketli sayesi daim olsun)

Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!

Zatıâlinizin mektep acısından önem arz eden konularda görüş teatisinde bulunmak için Londra’da Ehlibeyt ekolüne tabi olan müminlere ait İslami merkezlerde sorumluluğu bulunan altı alimle her ay toplantı yapmaktayız.

Sözü geçen alimler İngiltere’deki son toplantıda hilal meselesini müzakere ettiler. Bu konunun orada genel bir sıkıntı ve büyük bir tartışma zemini oluştuğu görüldü. Bu, fakihler arasında hilalin rüyeti konusundaki görüş ayrılıklarından kaynaklanmaktadır. Özellikle geçen yıl ayın ilk günü veya bayram konusunda üç günlük bir ihtilafın oluşması cevap verilmesi son derce zor bir endişe konusu olmuştur. Bu sebeple zatıâlinize son olarak üzerinde müzakere edilmiş bahsin özetini sunuyoruz.

1-Astronomik kaideler ve uzman kişilerin tanıklığıyla hilalin Avrupa’nın çoğu yerinde Cuma günü gün batımından önce teleskopla görülme imkanı olduğu ispatlanmıştır.

2- Sizin kıymetli görüşünüze göre hilalin görülmesindeki ölçü herhangi bir engel bulunmaması durumunda hilalin bir şehirde rüyetiyle onun başka şehirdeki rüyeti arasında [bilimsel ve astronomik] bir bağlantı varsa, bunu boylamları da kapsayacak şekilde genişletmek mümkün müdür? Yoksa sadece bu, enlemlere özgü bir durum mudur? Zatıâlinizden Avrupa’da özellikle birleşik memlekette bulunan aileler arasındaki ihtilafı azaltacak isabetli bir karar almada bize yardımcı olmanızı ümit ediyoruz. Zira siz Muhammed (sallallahu aleyhi ve alih) ümmetinin bir sığınağı ve dayanağısınız.

Şeyh Ali Alimi                                                      Şeyh Zafer Abbas

Şeyh Abdulhüseyin Muizzi                                   Seyyid Fazil Milani

Seyyid Muhammed Musavi                                   Seyyid Murtaza Keşmiri

 

Ayetullah Sistani’nin Cevabı:

Bismihi Teala

1- Her şehirde kameri ayın girişi o şehrin ufkunda hilalin [herhangi bir bulut ve sis gibi bir engel bulunmaması durumunda] çıplak gözle görülmesiyle başlar. Dolayısıyla hilalin sadece çıplak gözle “görülme imkanı” yeterli değildir.

2- İki şehir arasındaki ufuk müşterek olmalıdır; yani hilalin birinci şehirde bilfiil görülmüş olması harici engeller olmaması durumunda ikinci şehirde görülmesini de gerektirmelidir.

Hilalin rüyeti konusundaki en etkili hususlardan birisi, gün batımı sırasında hilalin ufuktaki yükseklik açısıdır. İki şehrin aynı boylamda bulunması hilalin bir gecede aynı yükseklikte zuhur etmesini gerektirmez. Çoğu zaman hilal güney yarım küredeki şehirlerin çoğunda rüyet edilebilmektedir. Bu, hilalin o şehirlerde münasip bir yükseklikte zuhur etmesinden dolayıdır.

Halbuki kuzey yarım kürede bulunan ve gecesi müşterek olan birçok şehirde hilal rüyet edilmeyebilir.Hatta bu şehirler birinci şehirlerle aynı boylamda olsalar bile görülmeyebilir. Çünkü hilal bu şehirlerde güneş batmadan önce batar veya gün batımından sonra ufukta uygun bir yükseklikte (görme açısında) zuhur etmez.

3- Kameri ayların başlangıcı konusundaki ihtilaf doğaldır ve bu konuda fakihler arasında diğer fıkhi konularda olduğu gibi, ayın girişindeki ölçü hususunda da görüş farklılıkları vardır.

Dolayısıyla her mükellef diğer fıkhi konularda olduğu gibi, bu konuda da kendi taklit merciinin fetvasına göre amel etmelidir. Müminleri de bu konudaki “görüş farklılıklarını kabullenme” kültürüne ulaştırmak için çaba sarf etmekte yarar vardır. Bu konu niza ve çatışma vesilesi edilmemelidir.

Ali Hüseyni Sistani

www.shafaqna.com/turkish

 

5 thoughts on “Hilal Görülme Meselesi – Ruyet-i Hilal”

  1. Ayetullah Kemal Haydari, ”Şöyle ki dünyanın herhangi bir yerinde ayın teleskobik olarak gözükmesi bile kabul görmektedir.” de feleki hesaba riayet ediyor. Eğer Şia’da bu yöntem mümkün değilse nasıl fetva veriyor merci olarak, hangi kaynaktan? Kemal Haydari, 02.05.2022 Pazartesi gününü şimdiden Ramazan Bayramı ilan etti.

    1. Her mercinin görüşü kendi mukallitlerine yeterlidir. Sizde Kemal Haydari’ye mukallit iseniz amel edebilirsiniz.Büyük mercilerden bazıları teleskobu kabul ederken bazılar etmemektedir. Allah ibadet ve itaatlerimiz kabul etsin inşaallah.

      1. Ayın ilk günün tespitinde Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ve Ayetullah Vahid Horasani teleskop ile hilal tespitini kabul ediyor mu? Yazıda bununla ilgili bir açıklama göremedim.

        1. Seyyid Hamanei teleskop ile görülmeyi kabul etmektedir. Ayetullah Vahid Horasani gözle görülmeyi esas almaktadır. Ancak göz ile görme kriterleri aynı olsa da gecesi bir olan ülkelerin hepsini kabul etmektedir. 2021 yılında Afrikada görülen ay ile bayram ilan edilmiştir.

  2. ÇOĞUNUN EZBERİ BOZULACAK, AMA OLSUN!

    ÇÖZÜLEMEYEN “HİLAL – ORUÇ – BAYRAM” BİLMECESİ
    (İlmî Araştırma & Makale)

    Allah da biliyor ki, bu ilmi araştırma ve makaleden hedefimiz; ne fikir karmaşası çıkarmak, ne birilerinin inancını sorgulamak, ne de saflar arasında ayrılık çıkarmaktır. Tek hedefimiz; Rabbimize olan ibadetlerde en doğruya ulaşmak için, yaptığımız uzun soluklu bir çalışmayı sizinle paylaşmak, bazı karanlık noktalara ışık tutmak, ümmetin arasındaki içler acısı dağılmışlığı giderme duvarına bir tuğla koymak ve ibadetlerimizde şart olan huzuru da yakalamak içindir. Doğrusu birilerinin zoruna gitmesin, zaten allak bullak olmuş kafalar da daha fazla karışmasın diye, şu ana kadar biz özel ve küçük çaplı iletişimler dışında bu konuyu da mümkün mertebe kamuoyuna yansıtmamaya çalıştık. Ama Müslümanların 21. asırda ve teknoloji çağında bile bazen 2, bazen de 3 ayrı günde oruca başlamaları ve aynı şekilde bayram kutlamaları olunca, bize çok sayıda ve farklı çevrelerden bu alanda sorular gelince ve açıklama da istenince, âcizane bu konudaki fikrimizi artık sizlerle paylaşmaya ve üzerimizdeki ağır mesuliyetten kurtulmaya karar verdik.
    Her şeyden önce şunu arz edelim ki, hakikatler ve özellikle de dini gerçekler 2-3-5 değil, bir ve tektir. Malumunuz her yıl mübarek Ramazan ayının başlangıcı ile Fıtır (Ramazan) Bayramında şüphe, tereddüt, çekinceler, içe sinmeyen fetva ve görüşler havada uçuşur. Zira 15 asırdır Hz. Peygamber (S.A.A) ile mutahhar Ehl-i Beyt İmamlarından sonra ne acı bir gerçektir ki, İslam ümmeti olarak Ramazan orucuna -yanılmıyorsam bir defa dışında- maalesef, aynı günde başlayamadık, bayrama da aynı günde giremedik gitti. Özellikle son yıllarda dinin içine siyaset, rekabet ve nefsani enaniyet de girince her devletin, her dini kurumun, hatta her bir âlimin ayrı oruca başlama günü ve ayrı bayram günü olmaya başladı. Maalesef Türkiye, İran, Irak, Arabistan, Pakistan, Mısır ve Endonezya gibi ülkelerin adeta her birinin ayrı Ramazan orucuna başlama ve ayrı oruç açıp bayram kutlama günleri ilan ediliyor.
    Öyle ki, Müslümanların bir kısmı oruca başlarken, diğer bir kısmı hilali görmeyi beklediğinden normal hayatı ile yeme – içmesine devam ediyor. Öte yandan diğer bir bölümü de bayram yapıp orucunu açarken, başka bir kesimi de orucuna devam ediyor. Eminim bu dağılmışlık, fikir bulanıklığı, ayrılık ve çok seslilik bizim gibi sizin de kafanızı karıştırıyor, zorunuza gidiyor, hatta moral ve maneviyatınızı da bozuyor. Zevkler, renkler, siyasi görüşler ve ekonomi tercihlerde farklılık, çeşitlilik olur da ibadetlerde gönül rahatlığı, huzur, itminan ve vahdet şart değil mi? Her ne kadar birileri, ümmetin bu vahim ve acınacak halini, zorlama bahanelerle normale yorumlamaya çalışsa da ne yapalım benim akıl, vicdan ve midem bunu kaldırmıyor arkadaş?!.
    Yani bir şey aynı anda hem helal hem haram olamaz, Ramazan orucuna bazı Müslümanlar başlarken, diğer bazıları da ondan muaf olamaz. Bu gibi hayati öneme haiz dini hükümlerin, “Sana göre öyle, bana göre de böyle” olamaz! Aynı İlah, Peygamber, Kitap, Din ve Kıbleye mensup bir ümmet 2-3 farklı günde aynı bayram namazını kılamaz. Hz. Peygamber (S.A.A) veya masum Ehl-i Beyt İmamları zamanında böyle bir saçmalık mı vardı? Ya da ayak tozuna kurban olduğum İmam-ı Mehdi (A.S) zuhur ettiğinde, Müslümanlar 2-3 farklı günde mi oruca başlayacak veya bayram namazı kılacak Allah için?! Meselenin fıkhi yönünden vaziyeti kurtarmak için bazıları kendilerince birkaç mazeret sıralayabilir ama biz mazeretlerin değil, İslam’ın en azından bu gibi hassas konulardaki birliği ve makul hakikatlerin tekliği peşindeyiz, başka değil.
    Her şeyden önce Müslümanların çoğunun tüm dini amellerini ona göre icra ettiği, hilali (Ayı) görme olayını irdeleyelim: Bilindiği gibi Ayın Dünya etrafında 12 ayda 12 kez dönmesi 354 gün 8 saattir ve bu Ay yılını oluşturur. Dünya da Güneş etrafındaki turunu 365 gün 6 saatte tamamlar ki, bu da Güneş yılını oluşturur. Allah’ın yarattığı bu muhteşem düzen, milyarlarca yıl aynı ahenk, düzen ve istikamette devam etmektedir (Yasin Suresi: 40). Günlerden artan saat / dakika küsuratı Güneş yılında Şubat’a, Kameri yılında ise Zilhicce ayına eklenir. Onun içindir ki Ocak, Nisan, Ağustos, Kasım gibi ayların bazen 30 bazen 31 gün olma imkanı nasıl yoksa Muharrem, Şaban, Ramazan, Şevval gibi ayların da bazen 29, bazen 30 gün olma imkanı asla yoktur. Yani Allah’ın yarattığı bu harika düzen ve intizamda, ezelden ebede kadar nasıl Ocak ayı 31, Nisan 30, Ağustos 31, Kasım 30 ise ezelden ebede kadar da Muharrem ayı 30, Şaban 29, Ramazan 30, Şevval de 29 gündür.
    Yüce Allah K. Kerimdeki birçok ayette, Ayın konumunu apaçık bir şekilde insanların, yılların sayısı ile hesabı bilmeleri için takdir ettiğini buyurmasına rağmen, Müslümanların bu ayetlerle çelişen bazı rivayetlere dayanarak, dini vecibelerini ayetteki hesabın aksine Ayın çıplak gözle görünmesini şart koşmaları çok düşündürücü değil mi? Nitekim biz, rivayet edilen tüm hadisleri, K. Kerim’i doğruladıkları, onunla çelişmediği ve aynı paralelde onu açıkladıkları müddetçe kabul edileceğini her ortamda savunmuyor muyuz? Rabbimizin bu ayetteki hiçbir yoruma gerek bırakmayan apaçık buyruğuna bakar mısınız?
    هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاء وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّهُ ذَلِكَ إِلاَّ بِالْحَقِّ.
    Okunuşu: Huvellezî ce’ele’ş – şemse dıyêen ve’l-kamera nûran ve kadderahû menêzile lite’lemû ‘edede’s – sinîne ve’l-hisêb, mê halakallâhu zêlike illê bi’l-hakk. Tercümesi: “Güneşi parlak bir ışık, ayı da aydınlık yapan ve yılların sayısı ile hesabı bilmeniz için de aya evreler takdir eden O’dur. Allah bütün bunları rastgele değil, şaşmaz ölçülere bağlı olarak yaratmıştır.” (Yunus Suresi: 5)
    Görüldüğü gibi, Rabbimiz Ayın evrelerini, hesabı – kitabı bilmemiz için yarattığını apaçık buyurmaktadır. Bu ayetin dışında benzer manayı veren birkaç ayet daha verelim; Enam Suresi: 96, İsra Suresi: 12, Yasin Suresi: 40, Rahman Suresi: 5 gibi… Şimdi durum ayet-i kerimelerle de bu kadar açık olmasına ve ezelden beri de insanlar tarihte hesap konusunda ittifak etmesine rağmen, biz Müslümanların mübarek Ramazan orucuna başlama ve orucu bitirip bayram etme konusunda bu kadar tereddüt, ayrılık ve çelişki yaşamamız akıl kârı mıdır? Ay yılı 354 gün olarak, Güneş yılından 11 gün az olmasından dolayı yerinde sabit olmuyor ve kameri takvim her yıl 10-11 gün erkene geliyor.
    Bu fark da yaklaşık olarak 33 yılda Kameri yıl, Güneş yılının tamamını dolaşmış oluyor. Dolayısıyla başta mübarek Ramazan ayı olmak üzere, tüm dini ay, gün ve geceler hiçbir zaman yerlerinde sabit durmayıp yılın 4 mevsimini dolaşmak durumunda kalıyorlar. İslam dini sadece Arabistan yarımadasına has gelmedi ki, onun mevsimine göre tüm dini günler ayarlansın. Kaldı ki, Hicaz yöreleri başta olmak üzere, Ortadoğu’nun çoğu ülkesinin havası genelde toz bulutuyla kaplıdır ve çoğu vakit gökyüzü bile gözükmez. Bu sebeple başta dünyanın diğer ülkelerinde yaşayanlar olmak üzere, tüm dini amallerini hilalin görünmesine bağlayan Müslümanların ağırlıklı olarak kışın bulutlu, yağmurlu, sisli, karlı ve fırtınalı günlerinde hilali görmeleri çok zor, hatta bazen de imkânsızdır.
    Zaten astronomi ile tabiat kanunları gereği, küçüklüğü ve güneş ışığından dolayı hilalin her ayın son 2 ile ilk 2 gününde görünmesi adeta imkânsız gibidir. Her kameri ayın bitimi ile yeni ayın başlangıcında 4-5 gün görünmeyen hilalin hesabı ne olacak ve nereye sayılacak, diğer aylardan ödünç gün mü alınacak? Diyorlar ki; hilalin görünmediği gecelerde Ramazan’dan bir önceki ay olan Şaban ayı (adeta diğer aydan ödünç gün alır gibi) 30 güne tamamlanır ve ondan sonra oruca başlanır. Bu doğru bir yaklaşım ve hakiki bir fikir ise, yüz yıllardır alınan yüzlerce ödünç güne ne oldu, onlar nerede ve kimin zimmetinde kaldı? Ramazan’ın başlamasından önce ve bitiminden sonra işleri biten o ödünç günler, geri yerlerine mi iade ediliyor, yoksa ihtiyaç için geçici ve misafir olarak gittikleri aylarda, zavallılara el konup orada ebedi olarak rehin mi tutuluyor?!.
    Yeni yerlerinde rehin tutuluyorsa, bu Ay yılının değişmesi ve hatta uzaması, ondan da çok daha önemlisi o tarihten sonra başta Hac olmak üzere, diğer tüm dini gün ve gecelerin tarihinin ona göre değişmesi ve aynı sayıda kayması gerekmiyor mu?! Kaldı ki, ihtiyaç gereği asırlarca alınan bu ödünç günleri biriktirip toplasanız, yıllar eder. Peki, siz hangi ilmi delil ve mantığa göre sadece Ramazan’ı, önceki Şaban ve sonraki Şevval ayını sağlı – sollu oynak ve elastiki yapıyorsunuz da diğer 9 ayı yerlerinde sabit ve çakılı bırakıyorsunuz? Yani sırf hilali çıplak gözle göremediniz diye, ödünç günlerle Şaban ayını 30 hatta 31 güne terfi ettiğinizde, basit matematik kuralları gereği kameri yılın otomatikman 1-2 gün uzaması gerekmiyor mu? Veya ipin ucunu kaçırıp Şevval hilalini erken gördünüz diye Ramazan’ı makaslayıp 29 hatta 28 güne indirgediğinizde, aynı gerekçelerle yılın 2 gün eksilmesi gerekmiyor mu? Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir hesap, bu nasıl bir kitap, bu nasıl bir vicdan böyle Allah aşkına?!.
    Siz fizikî, tabiî, coğrafî veya başka sebeplerden dolayı hilali görmeye muvaffak olamadınız diye, Ramazan’dan bir gün makaslayıp Şaban ayını 30 güne terfi etme cömertliğinde bulunursanız, ondan sonra gelen Ramazan’ın 1-17-19-21-23-27. mübarek Kadir dahil tüm bu gecelerin, Ramazan Bayramının, Hac ibadetlerinin (Tavaf, Sa’y, Arafat, Müzdelife, Mina…), Kurban Bayramının, mübarek Gadir-i Hum ile Mübâhele Bayramının, Aşura matemi ile Erbain gününün, Regaip – Miraç – Berat – Mevlit kandillerinin, Hz. Peygamberle Ehl-i Beyt İmamlarının tüm veladet, şehadet ve önemli günlerinin yerinde çakılı kalacağını mı sanıyorsunuz yani?!.
    Siz mübarek Ramazan’ın başlangıç veya bitim hesabında 1 gün bile oynama yaptınız mı, otomatikman yukarıda saydığımız tüm dini gün ve geceler, hatta yılın tamamı, aynı şekilde 1 gün kayma yapmaz mı sanıyorsunuz? Ama sadece Ramazan’da ihtiyaca göre 1 gün ödünç alıp diğer günleri görmezden gelmek çok kurnazca, ışığa sırt çevirme ve hatta kendinizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Neyse bu kadar fiziki, coğrafi ve akli açıklamadan sonra, bu adam kendi kendine yeni bir şeyler icat ediyor veya öğrendiği 3-5 kelimeyle kendini allame sayıyor demeyesiniz diye, konuyu bir de asıl sahibi, erbabı ve kaynağı olan Hz. Rasulullah (S.A.A) ile Ehl-i Beytullah’a soralım. Bakalım onlar bu konuda ne buyuruyor?
    عن معاذ بن كثير: قلت لابي عبدالله (ع): إن الناس يروون أن رسول الله (ص) صام تسعة وعشرين يوما، فقال لي أبو عبدالله (ع): لا والله، ما نقص شهر رمضان منذ خلق الله السماوات والارض من ثلاثين يوما وثلاثين ليلة.
    Okunuşu: ‘En Mu’êz ibin Kesîr: Kultu liEbî ‘Abdillêh Es-Sâdık (A.S): İnne’n – nêse yervûne enne Rasûlallah (S.A.A) sâme tis’eten ve ‘işrîne yevmê. Fekâle lî Ebû ‘Abdillêh (A.S): Lê Vallâhi mê nakusa şehru Ramadâne munzu halak Allâhu’s – semêvêti ve’l-arda min selêsîne yevmen ve selêsîne leyleh. Tercümesi: “Muaz b. Kesir’den, İmam Sadık (A.S)’a dedim ki; insanlar Rasulullah (S.A.A)’in Ramazan’da 29 gün oruç tuttuğunu naklediyorlar? İmam Sadık buyurdu ki; Allah’a yemin olsun ki, asla böyle bir şey yoktur. Allah yerle gökleri yarattığından beri, Ramazan ayı 30 gün ve 30 geceden eksik olmamıştır.” (Men Lê Yahdarhu’l – Fakîh Li’s-Sadûk: 2/110-111, Et-Tehzîb Li’t-Tûsî : 4/168-171-172-176, El-İstibsâr Li’t-Tûsî: 2/65-67-68-72, El-Kâfî Li’l-Kuleynî: 4/78-79, El-Hısâl Li’s-Sadûk: 529-530-531, El-Vesâil Li’l-Âmili: 10/269-270-271-272-273-274…)
    Daha çok açık hadis mi istiyorsunuz, buyurunuz yine İmam Cafer-i Sadık (A.S)’dan:
    قال الصادق (ع): إن الله تبارك وتعالى خلق الدنيا في ستة أيام، ثم اختزلها عن أيام السنة، والسنة ثلاثمائة وأربعة وخمسون يوما. شعبان لا يتم أبدا، ورمضان لا ينقص والله ابدا. ولا تكون فريضة ناقصة, إنّ الله عز جل يقول: (ولتكملوا العدة). وشوال تسعة وعشرون يوما, وذوالقعدة ثلاثون يوما. وذوالحجة تسعة وعشرون يوما، والمحرم ثلاثون يوما, ثم الشهور بعد ذلك شهر تام وشهر ناقص.
    Okunuşu: Kâle’s – Sâdık (A.S): İnnellâhe tebêrake ve te’êlê halaka’d – dunyê fî sitteti eyyêm, summe ihtezelehê ‘en eyyêmi’s – seneh. Ve’s-senetu selêsu mietin ve arbe’etun ve hamsûne yevmê. Şe’bênu lê yetimmu ebeden ve Ramadânu lê yankusu Vallâhi ebedê. Ve lê tekûnu ferîdatun nêkısah, innallâhe ‘ezze ve celle yakûl: (Ve litukmilu’l – ‘iddeh). Ve Şevvêlu tis’etun ve ‘işrûne yevmê, Zulka’deti selêsûne yevmê. Ve Zülhicceti tis’etun ve ‘işrûne yevmê, ve’l-Muharramu selêsûne yevmê, summe’ş – şuhûru be’de zêlike şehrun têmmun ve şehrun nâkıs.
    Tercümesi: İmam Sadık (A.S) buyuruyor ki; “Allah-u Teâlâ dünyayı 6 günde yarattı, sonra onları senenin diğer günlerinden ayırdı. (Kameri) yıl 354 gündür. Şaban ayı hiçbir zaman tam (30 gün) olamaz, Allah’a yemin olsun ki, Ramazan da asla 30 günden az olamaz. Farz bir ibadet noksan olmaz ki. Zira Allah-u Teâlâ (Oruç ayetinde): Oruç günlerinin sayısını tamamlayasınız” diye buyurmuştur. Şevval 29, Zilkade 30, Zilhicce 29, Muharrem 30, sonraki ayların da biri tam yani (30), biri de noksan (29) gündür.” (El-Vesâil Li’l-Âmili: 10 /272-273, Et-Tehzib Li’t-Tûsi: 4/172-485, El-İstibsâr li’t-Tûsi: 2/68-218…)
    Dikkat buyurursanız, masum Ehl-i Beyt imamı, ilim ve marifet kapısı İmam-ı Sadık (A.S), Allah’a yemin ederek dünyanın yaratıldığı andan itibaren, Ramazan ayının asla noksan (29-28) olmadığını ve daima tam yani 30 gün olduğunu, ondan önceki ay olan Şaban ile sonraki ay Şevvalin de daima noksan yani 29 gün olduğunu buyurmuştur. Durum böyle olunca da birilerinin hilali görememesinden dolayı, Ramazan ayından 1 gün ödünç alıp Şaban ayını 29 günden 30’a terfi etmeniz, baktınız orucun bitiminde de hilal size göre erken ve bazılarının tabiriyle kilolu(!) göründü diye, bu sefer Ramazan ayından 1 gün makaslayıp yine Şevval ayını 30’a terfi etmeniz, bizzat İmam Sadık (A.S)’ın yeminli tabiriyle, asla ve asla mümkün değildir!..
    Hele hele bazı çevrelerin bazı yıllarda hızlarını alamayıp Ramazan ayından intikam alırcasına, onu 30 günden 28’e kadar indirmelerinin, Nasrettin Hocanın makaslanan meşhur tavşanından hiçbir farkı yoktur. Doğrusu biz, bu rivayetler gibi Mutahhar Ehl-i Beyt İmamlarımızdan aynı manayı taşıyan sayısız hadis-i şerifi buraya aktarabiliriz. Ama konunun daha fazla uzamaması için şimdilik bu kadarıyla yetiniyoruz. Aynı şekilde İbn-i Tâvus “El-İkbal” isimli meşhur eserinde; büyük Şii ulemalarından olan Şeyh Saduk’la Şeyh Mufid, Ramazan’ın 30 günden hiçbir zaman az olamayacağını ve bu konuda zamanının Şii ulemasının icma halinde hemfikir olduklarını beyan etmektedir.
    Son olarak; Mübarek Ramazan ayının oruç ayı olduğu kadar dua, tövbe, gufran ve Kuran ayı olduğunu da hepimiz biliriz. Özellikle nasıl Kuran ayı olmasın ki, bizzat Yüce Rabbimiz K. Kerim’in Ramazan ayında indirildiğini buyuruyor (Bakara Suresi: 185). Bununla beraber, Kuran’ın, bin aydan daha üstün olan mübarek Kadir Gecesinde de indirildiğini buyuruyor. Evet, Ramazan ayında indirilen K. Kerim 30 cüzden oluşmaktadır. Kuran’ın her bir cüzü de ezelden ebede kadar 30 günden oluşan Ramazan ayının bir cüzüne tekabül etmektedir. Her hangi bir sebepten ötürü, Ramazan ayını 29 veyahut 28 gün tutmak, Kuran’ın 1 veya 2 cüzünü bir nevi makaslamak, okumamak hatta reddetmek gibidir. Mevla’m, hiç kimseyi şaşırtmasın ve Sırat-ı Müstakimden ayırmasın ki, oruç zamanında iftarlı, bayram gününde de oruçlu olmasın!
    Zaten yalan hadis uyduranlar da tarih kaynaklarında bu acı gerçeği bizzat itiraf etmişlerdir. Kim bilir, belki Mevlam bir gün bu ümmetten razı olur da onun hem bu konudaki hem de diğer ihtilaflı alanlardaki söz ile saflarını birleştirir inşaallah! Selam ve muhabbet ile… (02.05.21)

    Muhtac-ı Dua Kardeşiniz:
    Ali Yeral
    EHDAV Gn. Bşk.

Bir yanıt yaz:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.