Muaviye’nin Mektubu

Bu makalemizde Muaviye’nin valilerine ve memurlarına yazdığı ve 1. Halife Ebu Bekir’in oğlu Muhammed’e yazdığı mektup yer almaktadır!..

Muaviye’nin Başka Bir Mektubu

Muaviye, valilerine ve memurlarına başka bir mektup daha yazdı. O mektupta şöyle diyordu:

Osman hakkındaki hadisler bütün şehirlerde ve nahiyelerde çoğalıp yayıldı. Bu mektubum size ulaştığında insanları sahabenin ve ilk halifelerin faziletleri hakkında hadis nakletmeye çağırın. Müslümanlar arasında Ebu Turab hakkında nakledilen her hadisin karşısında sahabe hakkında onunla çelişen bir hadis nakledin. Bu, benim daha çok hoşuma gider ve beni daha mutlu eder. Ebu Turab ve Şiîlerinin delillerini çürütmek açısından da bu daha etkili bir yöntemdir ve bu onlara Osman’ın menkıbeleri ve faziletlerini anlatmaktan daha ağır gelir.
Muaviye’nin mektubunun insanlara okunmasının ardından sahabenin menkıbeleri hakkında aslı astarı olmayan çok sayıda hadisler uyduruldu. İnsanlar, iktidarın isteği yönünde hadis üretmeye koyuldular. Uydurulan hadisler minberlerde okunmaya, okullarda okutulmaya başladı. İnsanlar, çocuklarına ve kölelerine o hadisleri öğrettiler. Kur’an-ı Kerim’i öğrendikleri gibi onları da öğrendiler. Kadınlar, çocuklar ve hizmetçiler bu mevzu hadislerle büyüdüler.
Bu mevzu hadisler, Müslümanların inançlarının bozulmasına ve aralarında fitnelerin çıkmasına yol açtı. Kanaatimce, Müslümanların karşılaştığı fitneler içerisinde en korkunç olanı, İslâm açısından hiçbir değer taşımayan -Muaviye ve İslâm çizgisinden uzaklaşan benzeri kişiler gibi- bazı şahsiyetleri Müslümanların gözünde büyülten ve ululaştıran bu mevzu hadislerdir.

Muaviye’nin Çok Önemli Mektubu

Muaviye’nin kendisini İmam Ali’ye (aleyhisselam) biat etmeye çağıran Muhammed b. Ebu Bekir’e cevaben yazdığı çok önemli bir mektubu vardır. O, bu mektubunda Müslümanların arasında cereyan eden olayları Ebu Bekir ve Ömer’e dayandırır. İşte o mektubun tam metni:

Muaviye b. Ebu Süfyan’dan babasına zulmeden Muhammed b. Ebu Bekir’e.
Mektubun elime ulaştı. Mektubunda Allah’ın azamet, kudret ve saltanatında lâyık olduğu şeylerden, Peygamber’ini seçkin kıldığı hususlardan söz ediyorsun. Ayrıca mektubunda bir araya getirdiğin ve uydurduğun çok söz vardır. Bu sözler, senin görüşünü zayıflatmakta ve babanı zor durumda bırakmaktadır. Mektubunda Ebu Talib’in oğlunun hakkından bahsetmişsin. Onun geçmişteki fedakârlıklarına, Allah’ın Peygamberi’ne olan yakınlığına, ona yardım etmesine, sıkıntı ve korku anlarında onu yalnız bırakmamasına değinmişsin. Böylece kendi faziletinle değil, başkasının faziletiyle bana karşı övünmüş, beni ayıplamışsın. Bu fazileti senden alıp başkasına veren ilâha hamdediyorum. Biz, Peygamberimizin hayatı döneminde Ebu Talib’in oğlunun hakkının üzerimize farz olduğunu biliyorduk. Üstünlüğü hepimize aşikârdı. Baban da bizimle birlikte bunu biliyordu.

Fakat Allah, Peygamberi için katındaki nimetleri seçince, ona vadettiklerini tamamlayıp, davetini aşikâr edip kanıtını başarıya ulaştırınca onu kendi yanına aldı. Peygamber aramızdan gidince Ali’nin hakkını elinden alan, emirliğine muhalefet eden ilk kişiler, senin babanla Faruk’u (Ömer) oldu. Bu hususta tam bir ittifak ve uyum içindeydiler. Sonra Ali’yi kendilerine biate çağırdılar. Fakat o, işi ağırdan alarak biate yanaşmadı. Onlar da ona acılar tattırdılar ve ona karşı büyük bir şey yapmak -onu öldürmek- istediler.

Sonra Ali onlara biat etti ve işi onlara bıraktı. Fakat onlar, onu işlerine karıştırmadılar; sırlarını ondan gizlediler. Nihayet süreleri sona erdi ve ölüp gittiler. Sonra kendilerinden sonra yerlerine Osman b. Affan’ı getirdiler. O da onlar gibi hareket etti, onların yolunda yürüdü. Nihayet sen ve arkadaşın (Ali) onu eleştirmeye, kusurlarını dillendirmeye başladınız. Böylece günah ehlinden olan uzak kimseler ona karşı tamaha kapıldılar. Siz bir saklandınız, bir ortaya çıktınız. Ona karşı olan düşmanlığınızı ve kininizi açığa vurdunuz. Sonunda onunla ilgili olarak istediğinize kavuştunuz.

Ey Ebu Bekir’in oğlu! Sen kendi başının çaresine bak. Yakında işinin vebalini göreceksin. Karışını kendi parmaklarına göre tut (haddini bil). Hilmi dağlarla ölçülen, hiçbir zorlama karşısında mızrağı yumuşamayan (kırılmayan) ve sabrının nihayetine erişilemeyen kimseden (Ali’den) sana ne?! Onun için bu durumu hazırlayan ve saltanatını kurup sağlamlaştıran senin babandı. Eğer içinde bulunduğumuz bu durum doğru ise, başı çeken babandır. Eğer zulüm ise, tesis edeni babandır, biz de onun ortaklarıyız. Biz onun yolunu tutup gidiyoruz, onun yaptığını ölçü almışız. Eğer babanın daha önceden yaptıkları olmasaydı, biz Ebu Talib’in oğluna muhalefet etmezdik ve işi ona bırakırdık. Fakat babanın bizden önce bu işi yaptığını gördük. Biz de onun gölgesini takip ettik, onun yaptıklarına uyduk. O hâlde sen asıl babanı suçla, ya da bu işleri bırak. Ve selâm olsun sapkınlığından dönüp tövbe edene.

Muaviye, bu mektubunda Müminlerin Emiri İmam Ali’ye karşı silahlı ayaklanmasını Ebu Bekir ve Ömer’in yaptıklarına dayandırıyor. O ikisinin iktidarı zorla ele geçirmekle ve onu İmam’ın elinden almakla bu yolu kendisine açtıklarını; İmam’la çekişmeyi, ona karşı savaş ilân etmeyi kendisine kolaylaştırdıklarını ifade ediyor.
Her neyse, İslâm âleminin karşılaştığı bütün üzücü olaylar, kuşkusuz Sakife olayına dayanmaktadır. Müslümanlara acı ve ölüm getiren olay, o olaydır.

Bâkır Şerif Karaşî Yayınevi : Sakife Toplantısı Kitabından…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın