Ric’at Nedir?

Kelime Anlamı ile Ric’at:

Ric’at, lügatte, ölümden sonra tekrar hayata dönmek anlamındadır.

İmam Ali aleyhisselam‘ın ziyaretinde ise şöyle geçer:

(( السلام عليك يا صاحب الكرة والرجعة ))

“Selam olsun sana ey dönüş ve ric’at sahibi!” [1]

İmamiyye Şia’sına Göre Ric’at:

İmamiyye, Ehlibeyt aleyhimusselam‘dan gelen rivayet-lere göre Allah Teala’nın, ölenlerin bir bölümünü, öldükleri surette dünyaya getireceğine, böylece de bir bölüğü yücelteceğine, diğer bir bölüğü alçaltacağına, hak-lıları haksızlara ve mazlumları zalimlere galip kılacağına inanmaktadır ve bu, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olan Âl-i Muhammed’in Mehdi’sinin, (aleyhi ve aleyhim efzalüssalati vesselam) zuhurunda olacaktır. Dünyaya döndürülecek kişiler, ancak imanda en üstün olanlarla fesatta en aşağı derecede bulunanlardır. Bunlar sonra tekrar ölecekler, kıyamet koptuktan sonra sevaba ulaşacak veya azaba uğrayacaklardır.

] قَالُوا رَبّنَا أمتَّنَا اثنَتينِ وأحييتَنَا اثنتينِ فاعتَرفنَا بِذُنُوبِنَا فَهَل إلى خُروجٍ مِنْ سَبِيلٍ [

“Rabb’imiz dediler, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; artık suçlarımızı da itiraf ettik; (cehennemden) çıkmamıza bir yol var mı?”

Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’in bu ayet-i kerimesinde, bu ric’at ettirilenlerden hallerini düzene sokmayanların, kendilerini ıslah etmek ümidiyle Allah’tan kendilerinin bir kere daha dünyaya döndürülmelerini isteyeceklerini, ama onların bu isteğinin kabul edilmeyeceğini ve onların kalıcı bir azap içinde olacağını bildirmektedir. [2]

RİC’ATİN MÜMKÜN OLUŞU

Ric’at ve mead birbirlerine benzeştikleri için, meadın mümkün oluşuna getirilen deliller, ric’atin mümkün oluşu için de getirilebilir (kıyamette ölülerin dirilmeleri, nasıl mümkün ise, kıyametten önce ric’at de mümkündür) ve kıyamet günü yeni bir hayatın mümkün oluşunu itiraf etmek, dünya hayatında da ric’atin mümkün oluşunu itiraf etmeyi gerektirir.

Ölülerin ri’cat edebileceğine ancak tevhidi inancı olmayan muhalefet edebilir. Çünkü Allah Teala varlıkları yok ettikten sonra tekrar var etmeye gücü yeter; Allah’ın buna gücü yettiğine göre onu istediği zaman var etmesi de mümkün olur.[3]

Ric’ati, olmayacak bir şey sanmamız, dünya yaşayı-şına alışmamızdan, ric’ati itiraf etmemizi veya inkâr etmemizi gerektirecek sebep ve engellerini tanımama-mızdan kaynaklanır. Ric’ati, olmayacak bir şey sanmak, dünya yaşayışına alışmanın sonucu, “Çürümüş-gitmiş, dağılıp yok olmuş kemikleri kim diriltir” diyenin zannına, sözüne benzer. Halbuki ona “De ki: Onları ilk defa düzüp koşan, meydana getiren diriltir ve O, her çeşit yaratmayı bilendir” [4] cevabı verilmiştir.

Evet, bunun gibi tasdiki, yahut inkârı hususunda bizce aklî bir delil bulunmayan şeylerde, vahy-i ilahi masdarın-dan gelen dinî naslara müracaatımız icap eder. Kur’an-ı Kerim’de bazı ölülerin dünyaya ric’at ettiği sabittir; İsa aleyhisselam‘ın ölüyü diriltmesi gibi: “Körü ve alacalıyı iyileştiririm; Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.” [5] Ve yine, “Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl dirilte-cek? demişti. Allah da kendisini yüz sene öldürüp son-ra diriltti” buyruğu gibi.[6]

] وأُبرئُ الأكمَهَ والأبرَصَ وأُحيي المَوتى بإذنِ اللهِ [ وكقوله تعالى: ] أنَّى يُحيي هذِهِ اللهُ بَعْدَ مُوتِها فأمَاتَهُ اللهُ مائةَ عامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ

RİC’ATİN DELİLLERİ

Ric’atin geçmiş ümmetlerde vuku bulduğuna veya gelecekte vuku bulacağına delalet eden Kur’an-ı Kerim’in açık nasslarıyle veya ayetlerin tefsiriyle ilgili rivayet edilen muteber hadislerle delillendirmişlerdir. Bunlardan bazılarına değinecek olursak;

RİC’AT, GEÇMİŞ ÜMMETLERDE VUKU BULMUŞTUR:

Kur’an-ı Kerim, tevil ve yorum kabul etmeyecek açık ve net bir tabirle kesin olarak öldükleri ve dünyadan göçtükleri bilinen geçmiş ümmetlerden bir grubun dünya hayatına döndüklerini bildiriyor. Eğer geçmişte dünyaya dönülmüşse neden gelecekte de dünyaya dönülmesin:

] سُنَّةَ اللهِ في الَّذِينَ خَلَوا مِن قَبلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنّةِ اللهِ تَبدِيلاً [.

“Allah’ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bula-mazsın.” [7]

Şeyh Saduk kendi senediyle Hasan b. Cehm’den, Me’mun’un, İmam Rıza aleyhisselam‘a, “Ey Ebe’l Hasan! Ric’at hakkında görüşünüz nedir?” diye sorduğunda İmam aleyhisselam‘ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

(( إنّها الحقّ، قد كانت في الاُمم السالفة ونطق بها القرآن، وقد قال رسول الله(ص): يكون في هذه الاُمّة كل ما كان في الاُمم السالفة حذو النعل بالنعل والقذّة بالقذّة، وقال(ص): إذا خرج المهدي من ولدي نزل عيسى بن مريم(ع) فصلى خلفه، وقال(ص): إنَّ الإسلام بدأ غريباً وسيعود غريباً، فطوبى للغرباء. قيل: يا رسول الله، ثم يكون ماذا؟ قال(ص): ثم يرجع الحقّ إلى أهله )) .

“Ric’at haktır; geçmiş ümmetlerde ric’at olmuştur ve Kur’an da bunu bildirmiştir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) buyurmuştur ki: Geçmiş ümmetlerde vuku bulan her şeyin tıpkısı bu ümmette de vuku bulacaktır. Evlatlarımdan olan Mehdi kıyam edince Meryem oğlu İsa yere inecek ve onun arkasında namaza duracaktır. Bilin ki İslam garip olarak başladı ve garip olarak da dönecektir; ne mutlu gariplere!” Ya Resulullah! Sonra ne olacak? diye sorulduğunda ise o hazret, “Sonra hak, ehline dönecektir”, buyurdu. [8]

İsrailoğulları’ndan Bir Grubun Dirilişi:

Allah Teala buyuruyor ki:

] ألَم تَرَ إلى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيارِهِم وَهُم ألوفٌ حَذَرَ المَوتِ فَقَالَ لُهُم اللهُ مُوتُوا ثم أحيَاهُم إنَّ اللهَ لذُو فَضلٍ على النَّاسِ وَلَكِنَّ أكثَرَ النَّاسِ لا يَشكُرُونَ [ .

“Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara, “ölün!” dedi (ödüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez.” [9]

Bu ayet-i kerimenin tefsirindeki bütün rivayetler onların uzun bir süre öldüklerine, sonra Allah’ın onları dirilttiğine, böylece dünyaya dönerek uzun bir süre yaşadıklarına delalet etmektedir.

Şeyh Saduk der ki: Onların sayısı yetmiş bin hane idi. Her yıl taun hastalığına yakalanıyorlardı. Bu yüzden zenginler maddi imkanları iyi olduğu için diyarlarından çıkıyor, fakirler ise maddi imkanları zayıf olduğu için diyarlarında kalıyordu. Bu nedenle, göç edenler taun hastalığına az yakalanıyor, göç etmeyenler ise bu hastalığa daha çok tutuluyorlardı. Dolayısıyla, diyarlarında kalanlar, eğer biz de diyarımızdan göç etseydik taun hastalığına yakalanmazdık, diyorlardı; göç edenler ise, eğer diyarımızdan göç etmeseydik biz de taun hastalığına yakalanırdık, diyorlardı.

Nihayet taun hastalığı gelince hep birlikte diyarlarından çıkmaya karar verdiler ve bir denizin sahiline göç ettiler. Yüklerini indirdiklerinde Allah onlara: “Ölün” diye seslendi. Böylece hepsi öldü. Sonuçta yoldan geçen biri onları kenara itti ve orada Allah’ın istediği bir süre kaldılar.

Sonra İsrailoğulları peygamberlerinden Ermiya[10] isminde bir peygamber oradan geçince şöyle dedi: Ey Rabb’im! Eğer dilersen onları diriltirsin; onlar da senin beldelerini bayındırlaştırır, kullarını dünyaya getirir ve sana ibadet edenle birlikte ibadet ederler. Bunun üzerine Allah Teala ona, “Senin için diriltmemi ister misin?” diye vahyetti. Peygamber, “Evet, isterim” cevabını verince Allah Teala onları dirilterek o peygamberle birlikte gönderdi. Dolayısıyla, onlar öldükten sonra dünyaya döndüler ve sonra da kendi ecelleriyle öldüler.[11]

İşte bu, ölümden sonra dünyaya dönüştür. Hamran b. A’yen, İmam Bâkır aleyhisselam‘dan onların hakkında, “Acaba onlar dirildiler ve insanlar onları gördükten sonra yine aynı gün öldüler mi, yoksa dünyaya dönerek evlerinde oturdular, yemek yediler ve kadınlarla evlendiler mi?” diye sordu. İmam şöle buyurdu:

(( بل ردّهم الله حتى سكنوا الدور، وأكلوا الطعام، ونكحوا النساء، ولبثوا بذلك ما شاء الله، ثم ماتوا بآجالهم )) .

“Allah onları dünyaya döndürdü; onlar evlerinde oturdular, yemek yediler, kadınlarla evlendiler ve dünyada Allah’ın istediği kadar yaşadılar; daha sonra kendi ecelleriyle öldüler.” [12]

Uzeyr b. Ermiya’nın Dirilişi:

Allah Teala buyuruyor ki:

] أو كالَّذي مرَّ على قريةٍ وهي خاويةٌ على عُرُوشِهَا قال أنَّى يُحيي هذهِ اللهُ بعدَ موتِها فأماتَهُ اللهُ مائةَ عامٍ ثُمَّ بعثهُ قال كم لَبِثتَ قال لَبِثتُ يوماً أو بعضَ يومٍ قال بل لَبِثتَ مائةَ عامٍ فانظُر إلى طعامِكَ وشرابِكَ لم يتسنَّه وانظُر إلى حمارِكَ ولنجعَلَكَ آيةً للنَّاسِ وانظُر إلى العِظَام كيفَ نُنشِزُها ثُمَّ نكسُوها لَحمَاً فلمّا تَبينَ لهُ قال أعلمُ أنَّ اللهَ على كُلِّ شيءٍ قديرٌ [ .

“Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; “ölümden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba” dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. “Bir gün yahut daha az dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi.” [13]

Yıkık bir kasabaya uğrayan bu kişinin kim olduğu konusunda farklı rivayetler ve tefsirler vardır. Ancak onun yüz sene ölü olarak kaldığı ve yüz sene sonra dünyaya dönerek yaşadığı ve sonra da kendi eceliyle öldüğünde ittifak edilmiştir; bu da dünya hayatına bir dönüştür.

Tabersi der ki: Bu yıkık kasabaya uğrayan Uzeyr’dir; Ebu Abdullah (İmam Sadık) aleyhisselam‘dan nakledilen rivayet de bu doğrultudadır. İmam Bâkır aleyhisselam‘dan nakledilen rivayete göre de bu adam Ermiya’dır.[14]

Ayyaşî, kendi senediyle İbrahim b. Muhammed’den şöyle rivayet eder: İlim ehli bir grup, harici olan İbn-i Kevva’nın Hz. Ali’ye, “Ey müminlerin emiri! Dünya ehli arasında babasından büyük çocuk var mıdır?” diye sorduğunu ve o hazretin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

] (( نعم، أُولئك ولد عزير، حيث مرَّ على قرية خربة، وقد جاء من ضيعة له، تحته حمار، ومعه شنّة فيها تين، وكوز فيه عصير، فمرَّ على قريةٍ خربةٍ، فقال:
] أنَّى يُحيي هذهِ اللهُ بعدَ موتِها فأماتَهُ اللهُ مائةَ عامٍ [ فتوالد ولده وتناسلوا، ثمَّ بعث الله إليه فأحياه في المولد الذي أماته فيه، فأُولئك وُلده أكبر من أبيهم )) .

“Evet; onlar Uzeyr’in çocuklarıdır. Uzeyr, tarlasından gelince yıkılmış bir kasabadan geçiyordu, bir eşeği, içinde incir olan bir tulumu ve içinde meyve şırası olan bir de testi vardı; bu halde yıkılmış kasabadan geçerken (kasa-banın halini görünce) “Ölümden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba?!” dedi. Derken Allah Teala onu yüz yıl öldürdü. Sonra çocukları çoğaldı ve nesli arttı. Sonra Allah Teala onu öldürdüğü yerde dirilterek dünyaya dön-dürdü; işte o çocuklar babalarından büyüktü.” [15]

Hz. Musa’nın Kavminden Yetmiş Kişinin Dirilişi

Allah Teala buyuruyor ki:

] وإذ قُلتُم يا مُوسى لَنْ نُؤمنَ لكَ حتى نرى اللهَ جَهرَةً فأخَذَتكُم الصَّاعِقَةَ وأنتُم تنظُرُونَ * ثُمَّ بعثناكُم مِنْ بَعدِ موتِكُم لَعَلّكُم تَشكُرُونَ [ .

“Bir zamanlar: Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça gör-medikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.” [16]

Bu iki ayet Hz. Musa aleyhisselam‘ın kavminden Allah’la görüşmek için seçilenlerden bahsediyor. Onlar Allah Teala’nın buyruğunu duyunca, “Allah’ı açıkça görmedikçe inanmayız” dediler ve bu zulümlerinden dolayı yıldırım çarptı ve öldüler. Musa aleyhisselam‘ın, “Ey Rabb’im! İsrailoğulları’na döndüğümde onlara ne diyeyim” diye arzetmesi üzerine Allah Teala onları diriltti. Böylece onlar dünyaya döndüler, yediler, içtiler kadınlarla evlendiler ve çocukları oldu; daha sonra kendi ecelleriyle öldüler.[17]

Bu da İsrailoğulları’ndan yetmiş kişinin ölümünden sonra tekrar dirilişi ve dünyaya dönüşüdür; Allah Teala buyuruyor ki:

] واختارَ موسى قَومَهُ سَبعِينَ رَجُلاً لِميقاتِنَا فَلَمَّا أخَذَتُهم الرَجفةُ قالَ ربِّ لو شئِتَ أهلَكتَهُم مِنْ قَبلُ وإيَّاي أتُهلِكُنا بِما فَعلَ السُّفهآءُ مِنَّا [.

“Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: Ey Rabb’im! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden bir takım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak mı edecek-sin?” [18]

Hz. İsa Aleyhisselam‘ın Ölüleri Diriltişi:

Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsa’nın ölüleri diriltişiyle ilgili olarak birkaç yerde Hz. İsa’ya hitaben, “Ve ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun.” [19] buyuruyor ve başka bir rivayette Hz. İsa’dan naklen, “Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.” [20] buyuruyor.

Hz. İsa aleyhisselam‘ın Allah’ın izniyle dirilttiği bazı ölüler dünyaya dönüp bir süre yaşadıktan sonra kendi ecelleriyle ölmüşlerdir.[21]

Ashab-ı Kehf’in Dirilişi:

Ashab-ı Kehf, Allah’a iman etmelerine rağmen putlara tapan, putları çağıran ve kendisine karşı çıkanları öldüren sultanlarının korkusundan imanlarını gizleyen bir gruptur. Sonra onlar toplanarak Allah’a iman ettiklerini bazılarına bildirdiler ve mağaraya sığındılar:

] وَلَبِثُوا في كَهفِهِم ثَلاثَ مائةٍ سِنينَ وازدادُوا تِسعاً [

“Onlar mağaralarında üç yüz yıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır.” [22] Sonra Allah onları diriltti de birbirlerini soruştursunlar diye dünyaya döndüler; onların kıssası meşhurdur.

Birisi, Allah Teala’nın, “Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın” [23] buyruğu gereğince, “Ashab-ı Kehf ölü değildi” şeklinde itiraz edecek olursa onlara şu cevabı veririz: Ayetin Arapça’sında geçen “Rukud” kelimesi ölüm anlamına gelir. Allah Teala buyuruyor ki:

] ونُفِخَ في الصُّورِ فإذا هُم مِّنَ الأجداثِ إلى رَبِّهم يَنسِلُونَ * قالُوا يا وَيلنا من بَعَثَنا مِن مَّرقَدِنا هذا ما وَعدَ الرَّحمنُ وصَدَقَ المرسَلونَ [

“Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. (işte o zaman) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın vahyettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.” [24] Bunun örnekleri çoktur.[25]

Yusuf b. Yahya Mukaddesi-i Şafii, “Ikd’ud Durer” adlı kitapta Ashab-ı Kehf kıssasının tefsirinde Sa’lebi’den şöyle rivayet ediyor: Arkadaşlarıyla ahir zamanda Mehdi’nin kıyamına kadar yan üste yatıştılar. Deniliyor ki: Mehdi onlara selam verecek, sonra Allah onları diriltecek-tir.”[26] Bu da Ashab-ı Kehf’in ahir zamanda ric’atini (dünya-ya döneceğini) göstermektedir.

İsrailoğulları’ndan Öldürülen Bir Kişinin Dirilişi

Müfessirler şöyle rivayet ederler: İsrailoğulları’ndan biri, zengin bir akrabasının mirasına konmak için onu öldürdü ve onu öldürdüğünü diğerlerinden gizledi. Yahudiler ise onun katilini tanımak istiyorlardı. İşte bu nedenle Allah Teala öldürülen kişinin dirilerek katilini tanıtması için bir inek kesmelerini ve onun bir parçasıyla ölü cesede vurmalarını emretti. İsrailoğulları bir süre tartıştıktan sonra ineği kestiler ve onun bir parçasıyla öldürülen kişinin cesedine vurdular. Böylece maktul dirildi, damarlarından kan fışkırdı ve katilini tanıttı. Allah Teala buyuruyor ki:

] فَقُلنا اضرِبُوهُ بِبَعضِها كَذلِكَ يُحيي اللهُ الموتى ويُريكُم آياتِهِ لَعَلَّكُم تَعقِلُون [

 “Bunun için de: Ona (ölü cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun, demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; belki düşünesiniz.” [27]

Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) Allah’ın İzniyle Kuşları Diriltişi:

Müfessirler şöyle kaydederler: Hz. İbrahim aleyhisselam, yırtıcı hayvanların kokuşmuş bir leşi parçaladık-larını, kara ve deniz hayvanlarının onu yediklerini görünce şöyle dedi: “Ya Rabb’i! Senin, bu leşi yırtıcı hayvanların, kuşların ve karada yaşayan hayvanların midesinde topladığını gördüm; onu nasıl dirilteceğini bana göster ki gözlerimle göreyim.” Bu alanda Allah Teala şöyle buyuruyor:

] وإذ قالَ إبراهيمُ ربِّ أرِني كيفَ تُحيي المَوتى قالَ أوَلَمْ تُؤمِنْ قالَ بلى ولكِن لِيطمئنَ قَلبي قَالَ فَخُذ أربعةً مِنَ الطيرِ فَصُرهُنَّ إليكَ ثُمَّ اجعل على كُلِّ جَبلٍ مِنهُنَّ جُزءاً ثُمَّ ادعهُنَّ يأتِينَكَ سعياً واعلم أنَّ اللهَ عزيزٌ حَكيمٌ [ .

“İbrahim de bir zaman: Rabb’im! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster! demişti. (Allah); inanmadın mı? dedi, (İbrahim): Hayır (inandım), fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum) dedi. O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek, sonra (kesip) her dağın başına ondan birer parça koy. Sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler. Bil ki, Allah daima gaalib ve hikmet sahibidir, dedi.” [28]

Hz. İbrahim aleyhisselam, dört ayrı kuşu (rivayete göre tavus, güvercin, karga ve horozu) tutarak kesti ve bunların tüylerini kanlarına karıştırdı. Onları on parçaya ayırarak her birini bir dağın başına bıraktıktı. Sonra gagalarından tutarak onları Allah’ın adıyla çağırdı. Bunun üzerine kuşlar koşarak Hz. İbrahim’e geldiler. Böylece her bir kuşun eti ve kemiği ayrı ayrı toplandı ve Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) gözleri önünde dirildiler.”[29]

Zulkarneyn’in Dirilişi:

Zulkarneyn hususunda ihtilaf edilmiştir. Bir rivayete göre Zulkarneyn Allah tararından gönderilmiş olan bir peygamberdir ve Allah Teala onun vasıtasıyla yeryüzünü fethetmiştir. Mucahid ve Abdullah b. Ömer’den nakledilen rivayet bunu destekliyor. Başka bir rivayete göre ise Zulkarneyn adil bir hükümdardır.

Ebu Tufeyl kendi senediyle Emirulmüminin Ali b. Ebutalib’ten şöyle rivayet eder:

(( أنّه كان عبداً صالحاً أحبَّ الله فأحبّه وناصح الله فناصحه، قد أمر قومه بتقوى الله، فضربوه على قرنه فمات، فأحياه الله، فدعا قومه إلى الله، فضربوه على قرنه الآخر فمات، فسميَّ ذا القرنين )) .

“Zulkarneyn, Allah’ı seven ve Allah’ın da kendisini sevdiği, insanları Allah’a davet eden ve Allah’ın da hayrını dilediği salih bir kuldur. Kendi kavmini Allah’tan sakınmaya davet etmiş, kavmi de başının bir tarafına vurarak onu öldürmüştü. Daha sonra Allah onu diriltmiş ve yine insanları Allah’a davet etmiş; ama bu kez de kavmi başının diğer tarafına vurarak onu öldürmüş ve böylece ‘Zulkarneyn’ olarak adlandırılmıştır.” [30]

İmam aleyhisselam daha sonra, “Sizin aranızda da onun gibi birisi vardır” buyurdu.[31] Bu sözle İmam aleyhisselam kendisini kastetmektedir.[32]

Ali b. İbrahim’in İmam Sadık aleyhisselam‘dan naklet-tiği rivayet şöyledir:

(( إنَّ ذا القرنين بعثه الله إلى قومه، فضربوه على قرنه الأيمن، فأماته الله خمسمائة عام ثم بعثه إليهم بعد ذلك، فضربوه على قرنه الأيسر، فأماته الله خمسمائة عام ثم بعثه إليهم بعد ذلك، فملّكه مشارق الأرض ومغاربها من حيث تطلع الشمس إلى حيثُ تغرب )) .

“Allah, Zulkarneyn’i kendi kavmine gönderdi. Kavmi onun başının sağ tarafına vurunca Allah onu beş yüz sene öldürdü. Bu süreden sonra tekrar onu kavmine gönderdi. Bu defasında da başının sol tarafına vurdular. Tekrar Allah onu beş yüz sene öldürdü. Sonra Allah onu tekrar kavmine gönderdi ve onu güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar yeryüzünün doğusuna ve batısına hükümdar etti.” [33]

Hz. Eyyub’un Ailesinin Dirilişi:

Allah Teala buyuruyor ki:

] وآتيناهُ أهلَهُ وَمِثلَهُم مَعَهُم [ .

“… Ona (Eyyub’a) ailesini ve onlarla beraber bir katını daha verdik.”

İbn-i Abbas ve İbn-i Mes’ud der ki: Allah Teala, Eyyub’a ailesini ve hayvanlarını geri verdi ve ona onlarla birlikte bir katını da fazladan bağışladı.

İmam Sadık aleyhisselam‘dan nakledilen bu rivayeti Hasan, Katade ve Ka’b da vurgulamıştır.[34]

Bütün bu olaylar, geçmiş ümmetlerde ölümden sonra tekrar dünya hayatına dönüldüğünü göstermektedir. Çeşitli dönemlerde, farklı mekanlarda ve farklı amaçlarla içlerinde peygamberler, peygamberlerin vasileri ve sıradan halkın bulunduğu bazı kişiler dünyaya dönmüşlerdir. Ve bu da ölülerin ölümden sonra dünya hayatına dönmelerinin imkansız olmadığını ortaya koymaktadır; bunda hiçbir tartışmaya yer yoktur.

Burada şunu sormamız gerekiyor: Gelecekte ric’ati (ölümden sonra dünyaya dönüşü) engelleyecek sebep nedir? Geçmişte ric’ati gerektiren bazı nedenler vardı; gelecekte ric’ati gerekli kılacak bütün bu nedenler daha önemli bir nedenin söz konusu olamaz mı?! Oysa ric’at, canilerin ve zalimlerin kirlettiği, tahammül edilmez oranda zulüm ve haksızlıkla doldurduğu yeryüzünde hakkın uygulanması ve adaletin yerini bulması doğrultusunda peygamberlerin hedefi ve elçilerin vaad ettiği azabın gerçekleşmesidir:

] وَلَقَد كَتَبنا في الزَّبُورِ مِنْ بَعدِ الذِكرِ أنَّ الأرضَ يَرِثُها عِباديَ الصالِحُون [

 “Andolsun Tevrat’tan sonra Zebur’da da: Yeryüzüne muhakkak iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek) diye yazmıştık.” [35] Allah Teala buyuruyor ki:

] فتَربَّصُوا حتى يَأتيَ اللهُ بأمرِهِ [ .

“O halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin (başınıza gelecekleri göreceksiniz)!” [36]

Peygamber efendimizden rivayet edilen aşağıdaki hadis de geçmiş ümmetlerde olduğu gibi gelecekte de ric’atin gerçekleşeceği delilini güçlendiriyor:

(( لتتبعنَّ سنن الذين من قبلكم شبراً بشبر وذراعاً بذراع حتى لو سلكوا جُحر ضَبّ لسلكتموه )) قالوا: اليهود والنصارى؟ قال(ص) (( فمن )) .

“Sizden öncekilerin gidişatını karış-karış, adım-adım izleyeceksiniz; kertenkelenin deliğinde de olsanız onu izleyeceksiniz.” Dediler ki, “Yahudiler ve Hıristiyanların gidişatını mı izleyeceğiz?” Peygamber efendimiz, “Ya kimin?” buyurdu.”[37]

 

Buraya kadar olan kısımda Ric’at nedir, ,   konularını sunmaya çalıştık. Bir sonraki makale nasip olursa Ric’at’ın kıyamet öncesi olacağını belgeleyen deliller, , ve ulemadan bazı delilleri sunmaya gayret gösterceğiz. Ve bu serinin sonu olacak üçüncü yazımız


[1] Bihar-ul Envar, c.100, s.349.
[2] Akaid-ul İmamiyye, -Muzaffer-, s.108. Bi’set müessesesi incelemesi; Mü’min, 11. ayet.
[3] Resail-u Şeyh Murtaza, c.3, s.135. -Dimeşkiyat- Dar-ul Kur’an-il Kerim-Kum
[4] Yâsîn, 78-79.
[5] – Âl-i İmran, 49.
[6] – Akaid-ul İmamiyye, -Muzaffer-, s.111-112. Bi’set müessesesi incelemesi; Bakara, 259. ayet.
[7]Ahzab, 62.
[8] – Bihar-ul Envar, c.53, s.59/45.
[9] – Bakara, 243.
[10] – Kuleyni’nin “Kafi” adlı kitabındaki rivayette, c.8, s.170/237’de İmam Bâkır’dan ve Suyuti’nin Sudey’den ve onun da Ebu Malik ve diğerlerinden rivayetinde onun isminin “Hizkil” olduğu geçer.
[11] – el-İ’tikadat -Şeyh Saduk-, s.60, “Mu’temer-uz Zikr’el Elfiyye li Şeyh Mufid” basımı; Dürr’ül Mensur -Suyuti-, c.1, s.741-743; Beyrut-Dar’ul Fikr basımı.
[12] – Ayyaşi Tefsiri, c.1, s.130/433, Tahran-Mektebet-ul İlmiyye basımı.
[13] – Bakara, 259.
[14] – Tabersi’nin Mecma-ul Beyan’ı, c.2, s.639, Beyrut-Dar’ul Marifet basımı.
[15] – Ayyaşi Tefsiri, c.1, s.141/468; Tahran-Mektebet’ul İlmiyye basımı.
[16] – Bakara, 55-56.
[17] – el-İ’tikadat -Şeyh Saduk- s.61.
[18] – A’raf, 155.
[19] – Maide, 110.
[20] – Al-i İmran, 49.
[21] – Kafi, c.8, s.237/532; Ayyaşi tefsiri, c.1, s.174/51.
[22] – Kehf, 25.
[23] – Kehf, 18.
[24] – Yasin, 51-52.
[25] – Bkz. El-İ’tikadat -Şeyh Saduk-, s.62.
[26] – Ikd’ud Durer, s.192, Kum-Dar’un Nesaih basımı.
[27] – Bakara, 73. Ve bkz. Kısas-ul Enbiya -Sa’lebi-, s.204-207, Beyrut-Mektebet-us Sekafiyye basımı.
[28] – Bakara, 260.
[29] – Bkz. Kummi tefsiri, c.1, s.91; Ayyaşi tefsiri, c.1, s.142/469.
[30] – “Karn”, başın üst kısmına veya iki yanlarına dendiği gibi diğer anlamlara da gelir.
[31] – Taberi tefsiri, c.16, s.8, Beyrut-Dar-ul Marifet basımı.
[32] – Tabersi tefsiri, c.6, s.756, Beyrut-Dar-ul Marifet basımı.
[33] – Kummi tefsiri, c.2, s.40.
[34] – Tabersi tefsiri, c.7, s.94; Taberi tefsiri, c.17, s.58; Sa’lebi’nin Kısas-ul Enbiya’sı, s.144. Bu ayet Enbiya suresinin 84. ayetidir.
[35] – Enbiya, 105.
[36] – Tevbe, 24.
[37] – Kenz-ul Ummal –Muttaki Hindi-, c.11, s.133/30923. Bunun bir benzerini de Şeyh Saduk Kemal-ud Din kitabının 576. sayfasında rivayet etmiştir; Kum-Camiat-ul Muderrisin basımı.

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın